Risale-i Nur talebelerinin; Risale-i Nurları hattı Kur’an ile yazmaları, ibadet hükmüne geçiyor.
- Ayrıntılar
- Kategori: abbas
- Yayınlanma: Salı, 15 Mart 2011 20:32
- Abbas tarafından yazıldı.
- Gösterim: 754

Es-Selamünaleyküm güzel insanlar
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim şey Risale-i Nur Külliyatında da beyan edilen ama maalesef bir kısım kişiler tarafından itina ile gizlenen, orijinalinde olduğu halde, Latince eserlerde yer verilmeyen ama Bediüzzaman Hazretlerinin önemle üzerinde durduğu bir konuya
Hattı Kur’an-ı, Kur’an hurufunu (harflerini) Muhafaza etmek ve önemine değinmek istiyorum.
Ebu Saîdu'l-Hudrî bi olay karşısında diyor ki: ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: "Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir." Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi İbrahim Canan
Mademki Efendimiz (a.s.) elinizle, dilinizle veya kalbinizle düzeltin diyor bizlerde elimizden bi şey gelir mi bilmiyorum ama burada gördüğümüz bir kısım eksiklikleri lisan ile düzeltmeye çalışalım. inşAllah
Bu yazıyı okumadan evvel lütfen şu sorularımı cevaplayınız.
1.Allah C.C.’nün varlığını ve birliğini kabul ediyor musunuz?
2.Peygamberimiz S.A.V.’ in Allah C.C.’nün kulu ve Resulü olduğuna inanıyor musunuz?
3.Risale-i Nurun müellifi olan Bediüzzaman Hazretlerinin bizlere bu eser vesilesiyle söylediği sözleri kabul ediyor musunuz?
Bu soruların cevabı evet ise yazının bundan sonraki kısmı sizi ilgilendiriyor demektir ve nefsinize zorluk gelmeden inşallah bıkmadan okuyunuz, hak ve hakikatlere vâkıf olunuz, şayet cevabınız hayır ise bu yazının bundan sonra ki kısmı sizi ilgilendirmiyor, okumayabilirsiniz.
Evvela bizler Allah Celle Celalühü’nün varlığını birliğini kabul etmiş. Efendimiz S.A.V.’mın peygamberliğini de tasdik etmiş, söylediklerinin hak ve hakikat olduğunu, düşmanlarının bile tasdikleyerek verilen el-emin’lik vasfını da inanarak kabul ettik. En güzel bir surette kendisinde toplanan edep ve hayâ abidesi olan Efendimiz S.A.V. için Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak c.c.
2- Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
3- O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
4- O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
5- Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti (Necm Suresi )buyuruyor.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni zamanın en büyük âlimi, asrın imamı, zamanın müceddidi, zamanın müçtehidi olarak görüyor ve müellifi olduğu Risale-i Nur külliyatından da istifade ederek imanımızı kurtarmaya çalışıyoruz. İstifade etmeye çalıştığımız Risale-i Nur külliyatında; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bizlere ayet ve hadislerden bahsederek hak ve hakikati anlatıyor, bunun farkında olalım. Heva ve hevesatından konuşmuyor, hak ve hakikat konuşturuluyor.
Üstad Bedîüzzaman Saîd Nursî hazretleri Van’da Van Valisi merhum Tahir paşanın konağında ikamet ettiği zamanlarda bir gazete okuyor. Bu gazetede İngiliz sömürgeler bakanı Glatistonun bir beyanatını görüyor. Bu “Kur'an İslamların elinde bulundukça, biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'an'ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur'an'dan soğutmalıyız" diye hitabede bulunmuş. Bediüzzaman'ın, bu havadis üzerine, "Kur'an'ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!" diye, kuvvetli bir niyet, ruhunda uyanır ve bu saikle çalışır.
Bizlerin okumaktan büyük zevk ve lezzet aldığı, manevi açlığımızı gideren bu Risale-i Nur nedir ve bu Risale-i Nurun amacı nedir?
“Risale-i Nur; Kur’an-ın manevi bir tefsiridir. Tefsir 2 kısımdır. Birisi, ma‘lûm tefsîrlerdir ki, Kur’ân’ın ibâresini ve kelime ve cümlelerinin ma‘nâlarını beyân ve îzâh ve isbât ederler.
İkinci kısım tefsîr ise; Kur’ân’ın îmânî olan hakîkatlerini kuvvetli huccetlerle beyân ve isbât ve îzâh etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zâhirdeki ma‘lûm tefsîrler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda derc ediyorlar. Fakat Risâle-i Nûr; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsâlsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir ma‘nevî tefsîrdir.”
Risale-i Nurun amacı:“Risalet-in Nur(Risalet-in Nur demekle bu eserlerin Peygamberimize S.A.V.’ma dolayısıyla Allah’a c.c. dayandığını anlıyoruz) zındıkaya (dinsizliğe) karşı hakaik-ı îmaniyeyi (iman hakikatlerini)muhafazaya çalışması gibi, bid'ata (yeni harflere) karşı da huruf ve hatt-ı Kur'an'ı (Kur’an harflerini ve yazısını)muhafaza etmek bir vazifesi”Kastamonu lahikasından
Madem ki;Risale-i Nur’un iman kurtarmanın yanında bid’aya karşı huruf ve hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmek gibi bir vazifesi varo halde bu vazifenin layıkıyla yerine getirilmesi gerekir. İnsan her an gaflette ve dalalette olan bir varlık olduğundan dolayı bu vazife Risale-i Nurların değişik yerlerinde tekrar edilmiş olmalı diye hatırıma getirildi. Bende bu ay içerisinde mütaala etmekte olduğum 10. Lemaya baktım bu lemada yazıya ait bu kadar işaret olduğunu görünce hayret ettim.
Kastamonu Lahikası diye geçen eserde yazının önemine değinirken iki hadisten bahseder dolayısıyla Risaleleri Osmanlıca olarak yazmayı Efendimiz S.A.V.’me dayandırıyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri.
Peygamberimizin S.A.V.’min yaptığı ve söylediği şeyleri bizler sünnet ve hadisi şerif olarak değerlendirirken Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bizlere Peygamberimizin S.A.V.’min sünnetleri hakkında ne beyan etmiş diye baktığımızda karşımıza doğrudan 11. Lema geliyor. Bir bakıyoruz ki aynı hadis burada bizleri karşılıyor, adeta hoş geldiniz diyor.
11. Lem'aBİRİNCİ NÜKTE de: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir."
Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında (sünnetlerin terk edildiği zamanda), Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında (günahların açıktan işlendiği, farzların terk edildiği zamanda) Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek (uymak), ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Demek kuvvetli bir iman için Sünnetleri küçük görmemek ve elimizden geldiğince yapmaya çalışmak yapamasak bile taraftar olmak gerekiyor.Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor.
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını(sözünü dinleyip, itaat ettiğini) düşünüyor ve şeriatın bir sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan, Şâri-i Hakikî (şeriatın kurucusu ve gerçek sahibi) olan Cenâb-ı Hakka kalbi müteveccih (yönelir, sever) olur. Bir nevi huzur (ibadet neticesi hasıl olan rahatlık, gönül ferahlığı) ve ibadet (insanın yaradılışının amacı) kazanır.
Demek ki;üstadın YAZ emri bizlerde ibadet hükmüne geçiyor.Risale-i Nur talebelerinin; Risale-i Nurları hattı Kur’an ile yazmaları, ibadet hükmüne geçiyor. Aklı gözüne inmişler bunu kabul etmezler ve nefsi emmareleriyle türlü türlü mazeretler sıralayarak Üstad Bediüzzaman’a bile karşı muhalif hareket etmekten sakınmazlar.
Risale-i Nur’un vazifesi var. O vazife imanın hakikatlerini yaymak, insanların imanlarını kurtarmak ve İslam hurufatını (Kur’an harflerini) muhafaza etmektir. Şu anda kârı yüksek bir iştir ama bunu islamın şartı, imanın şartı gibi görmemek gerekir. İnsanlar okuyarak, yazarak, dinleyerek risale-i nurlardan istifade edebilirler önemli olan imanlarını kurtarmalarıdır.
Risale-i Nurun bu memlekete bakan hususi hizmeti ise İslam hurufatını muhafaza etmektir. Ama dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken şey ise herkes bunu yapmayacaktır, herkes onun farkına varamayacaktır. Cenabı Hak C.C. onu sadece(21. Lema da beyan edildiği gibi)hususi kimselerin omzuna ihsanı ilahi olarak koymuştur(derken de İslam hurufatını muhafaza etmekten de söz etmektedir.)
"Dehşetli düşmanlar karşısında, şiddetli tazyikât altında, müthiş dalâletler ve savletli bid'alar içinde, sizler gâyet az ve gâyet zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğunuz halde, gâyet ağır ve gâyet büyük ve umûmi ve kudsî bir vazife-i îmâniye ve hizmet-i Kur'âniye, sırf bir ihsân-ı İlâhî olarak, Cenâb-ı Hak tarafından omuzlarınıza konulmuştur.”
Nasıl ki Peygamberimiz S.A.V. zamanında Efendimizin söylediklerine ve yaptıklarına tasdik edip onaylıyanlar bugün “Sahabe-i Güzin” ismini aldılarsa, Efendimizin ifadesiyle “Gökteki yıldızlar” gibi oldularsa, Peygamberimiz S.A.V.’ma karşı gelenler onu kabul etmeyenler “kafir” damgası yedilerse, bugünde değişen bir şey yok.
Allah c.c.’ne muhabbetimizi göstermek için Sünneti Seniyye gereklidir. Al-i İmran Suresi 31. “âyet-i kerime der ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder. Evet; Cenabı Hakk’a iman eden elbette ona itaat edecek. İtaat yolları içerisinde en makbulü, en müstakimi, en kısası bilâşüphe, (şüphesiz) Habibullah’ın S.A.V.’min gösterdiği ve tarif ettiği yoldur.” Diyor Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 11. Lema’nın 5. Nüktesinde.
Günümüzde Müslümanlar olarak; Peygamberimiz S.A.V.’mın Sünneti Seniyyesini yapmaya niyet etmeli, yapmaya gayret etmeli, en azından lüzumlu görüp taraftar olmak gerekir. Cenabı Hak C.C. edebi en mükemmel bir surette Peygamber Efendimiz S.A.V.’me ihsan ettiği için Cenabı Hakk’ın isim ve sıfatları en mükemmel bir surette tecelli etmiştir. Bütün Sünneti Seniyyeler içerisinde de o isim ve sıfatlar inkişaf etmiştir. Sünneti terk eden edebi terk eder. Edepsizliğe düşer.
Sünneti Seniyye içerisinde de en mühimi en önemlisi İslamiyet alameti olan sünnetlerdir. Birisinin yapmasıyla bütün halkı mesuliyetten kurtardığı için şahsi farzlardan daha önemlidir. Misalen: haram yememek, günah işlememek sevap olarak üstündür. Sarık sarmak, misvak kullanmak fazilet olarak daha üstündür.
Günümüzde Risale-i Nur ile meşgul olanların asıl davası “Risale-i Nur talebesi” ünvanını alabilmektir. Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bizlere; “Risale-i Nur'a intisap eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, "Risale-i Nur talebesi" ünvanını alır” diyor. Talebe olabilmek için ise yazmanın yanında bizlere farzları yerine getirin, kebairi terk edin, tesbihatı yapın”diye buyuruyor. Sonradan bir kısım kimseler bazılatincerisalelerdeokuyan ve okutanibarelerini koysalar da bu orijinal eserde yoktur. Risaleleri yazma işine karşı çıkan ve sadece okumak kâfidir diyenlerce ilave edilmiştir.
Üstadımız Risale-i Nur Külliyatı içinde yazının dünyevi ve uhrevi faydalarını sayıyor. Yazanlara iman ile şehit olarak kabre girme müjdesi veriyor. Peygamberlerle şehitler arasında bir derece var. Peygamberlerden Peygamberlik rütbesi söküldüğünde şehitlerle aynı makama gelirler.
Cennet ehli cennete girdiğinde; cennet ehlinin içinde şehitler el kaldırıp söz isterler. Cenab-ı Allah’la konuşurlar. Sonra yeniden söz isterler bu söz isteme onların Allah’la konuşmaktan gelen bi üstünlükten dolayıdır. Üstadımız diyor ya“Bir kez Allah’ı görmek bin sene cennetin lezzetinden daha evladır”diye tüm cennet ehli içinde Allah’la konuşmuş olmanın verdiği üstünlük onlar için büyük bir feyz ve mutluluktur.
Üstadımız bize yazıyı emir ederken bizlere diyor ki;“ben bunu kendimden emretmiyorum. Ben alim isem Allah Rasülünün şu hadisi şeriflerinden de anlıyor isem “Mahşerde alimlerin mürekkebi şehitlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur” demekle Üstadımız yazıyı hadisi şerife dolayısıyla Peygamber Efendimize (S.A.V.) dayandırmaktadır.”
Diğer hadisi şerif olan“Bid’aların ve dalaletlerin istilası zamanında sünnet-i seniyyeye ve hakikat-i Kur’aniyeye temessük edip hizmed eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.”Bu hadisin çok manası vardır ona bi itirazımız yok Üstadımız bu hadisi şerifi yazıya mana vererek yazı yazmayı Allah Rasülüne dayandırıyor.
Siz şehit olacaksınız; Allah Resullerinin hemen altında bi makam almayı, Ehli Cennet’ten daha üstün bi mertebe almayı istemezmisiniz? Eğer istemem diyeniz varsa diyecek lafım yok. Ama isteyenlere yol belli; Risale-i Nurlara talebe olmak bunun tek çıkar yoludur.
Hocam diyor ki; yazdığınız her harf adedince Cenab-ı Hak ruhaniyeti, melekleri yaratır. O melek o harfin adını alır. O harf orada yazılı kaldığı müddetce o melek o harfi yazana tövbe istiğfar eder. Ehli daleletle sizin namınıza manen mücadele eder.(Muhiddini arabinin kitabında da yazıyormuş)
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Şeker Mektubu” bir başka ismi ise “Yazı Mektubu” olan risalede yazının önemini anlatmış, Risale-i Nurları yazmayı Efendimiz S.A.V.’min sünneti seniyyesine iki hadisi şerif ile dayandırmıştır.
Yazıya büyük bir önem veren bu zat o zamanda çok kıymetli olan şeker ile mukayese ediyor, şöyle anlatıyor:Ben kasemle (yeminle) temin ederim ki, bir küçük risâleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye hükmüne geçer, belki her bir sayfası bir okka Şeker kadar beni memnun eder..."
Günümüzde ise şeker çok olduğu için bizler bunu anlayamıyoruz veya anlamaktan aciz kalıyoruz.
Risale-i Nurlarda yazma işi denilince ilk akla gelen isim Hüsrev abeydir. Hüsrev abi; Bediüzzaman Hazretlerinin ölümünden sonra hatt-ı Kur’an-ı muhafaza etmenin önemine değinmiş ve yaz emri vermiştir. Diğer Abiler ise sadece okumak yeterli deyip matbaa da basılan eserleri okumanın yoluna gitmişlerse de aralarına giren çeşitli ihtilaflar sebebiyle bugün 40 küsur parçaya bölünmüşlerdir.
Bediüzzaman Hazretlerinin arkasından giden Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri ise bir bölünme yaşamamışlar birlik ve beraberlik eşliğinde aynı çizgide yürümeye çalışmışlardır. Sair kardeşlerden bazı kimseler Risaleleri yazanların şevklerini kırmak için çalıştıklarında (sen delimisin, başına bi sarık eline bi divit almışsın sürekli yazacağım diye uğraşıyorsun, niye yazıyorsun, eskiler yazardı şimdi matbaa var basılanları oku, üstad matbaa dan sonra yazın demiş mi, bak bizim cemaat sizinkinden kalabalık ve zengin demek ki hak olan hizmet bizimkisi,eskiden matbaa yokken yazılırdı şimdi yazmanın zamanı değil, yazdıklarınızı kim okuyacak, yaz yaz nereye kadar) bu Risale-i Nurları yazan kardeşler Kur’an-ı Kerim de geçen Kalem Suresinin mealini
1 - Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun. (Nun harfi mürekkep hokkasına benzer. Cenab-ı Hak (c.c.) bir şeye yemin ediyorsa muhakkak büyük bir şeydir o yemin ettiği şey)
2 - Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
3 - Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
4 - Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
5 - Sen de göreceksin, onlar da görecek.
6 - Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
7 - Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
8 - O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
9 - Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
10 - Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
11 - Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
12 - Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
13 - Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
14 - Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
15 - Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der. (KALEM SURESİ)okuyup her zaman moral bulmuşlardır. Bizler dahi moral bulmaya devam ediyoruz ve biliyoruz ki doğru yoldayız. Elhamdülillah, Şükürler olsun.
Geliniz hep beraber işin içine kendi nefsimizi karıştırmadan ve ağabey veya abla vasfıyla dinlediğimiz kişilerin sözlerini bir kenara bırakarak ön yargısız bir vaziyette Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin sözlerine kulak verelim ondan istifade edelim.
10. lema da Beşinci şefkat tokadında:
Hakkı Efendi; hem üstadına hem kendisine zarar gelmemesi için yazdıklarını saklamış ve geçici olarak hizmeti terk etmiş bunun neticesi olarak şefkat tokadı yemiş.
Hakkı Efendi; ikinci şefkat tokadını da yine yazı yüzünden yemiştir. Tevafuklu Kur’an-ı yazarken gizlice avukatlık yapmaya başlamış ve kalem tutan parmağı geçici olarak kıvrılmıştır. Sonra anlaşıldı ki, kudsî, sâfi hizmet-i Kur'âniye, gayet temiz, kendine mahsus parmakları başka işe karıştırmak istemiyor.
Altıncı şefkat tokadında:
Üstad yeni huruf çıkmadan (harf inkılâbı kanunu yürürlüğe girmeden) 25. Sözü tab etmesi için Bekir Efendiye göndermiş. Bekir Efendi üstadın fakir halini düşünüp tab ettirmemiş. Hizmet-i Kur’an-i ye mühim zarar görmüş. Bekir Efendi şefkat tokadı yemiş.
Yedinci şefkat tokadında:
Şamlı Hafız Tevfik abi Tevafuklu Kur’an-ı yazarken üstadın yazıya ait bir tedbirini, nasihatini dinleyince “bu iş bana aittir” demiş. Ben bunu biliyorum. Ders almaya ihtiyacım yoktur gibi o sözü gururlanarak der. Arabî hattının çok ileri olmasına rağmen Arabî hattı en az olan Hüsrev’e yetişemez.
Sekizinci şefkat tokadında:
Seyrani; Hüsrev gibi nura müştak (arzulu, fazla istekli) ve dirayetli bir talebe iken Tevafuklu Kur’an-ı yazma işinde üstadına muhalefet ediyor karşı çıkıyor, tokadı yiyor.
Dokuzuncu şefkat tokadında:
Büyük Hafız Zühtü abi nur talebelerinin başında vakıf iken sünneti seniyyeyi uygun, bid’alardan uzaklaşmayı meslek edinen talebelerin manevi şerefini kâfi görmeyerek, ehli dünya nazarında mevki kazanmak için Latin hurufatının öğretmenliğine başlar. Maksadının aksiyle tokat yer.
Kendi şerefini yükseltmek için Latin hurufatını öğretmeye başlamış ama kendinin ve sülalesinin şerefini kaybetmiş.
Burayı mütala ederken birden hatırıma getirildi: Osman Bey Şeyh Edebali’nin evinde misafir kaldığında Kur’an’a hürmeten ayağını uzatıp yatmamış. Cenab-ı Hakk ona Osmanlı imparatorluğunu ihsan etmiş. Zamanında bugünkü Amerika hükmündeymiş. Her millete adaletiyle, siyasetiyle sözü geçen bir saltanat. Bid’alara taraftar olup sünneti seniyyeden uzaklaştıklarında önce duraklama sonra gerileme dönemine giriyorlar. Nihayetinde yıkılıyorlar. Bugün ise bizler sünneti seniyyeyi yeterince kendimize rehber edemediğimizden dolayı olsa gerek adaletimizde ve siyasetimizde gevşeklikler içindeyiz. Allah bizleri muhafaza etsin inşaAllah. Amiiiiiiiiiiiiiiiiiin
11. lema’da: “ona iman eden ve ümmetinden olan gafillerin, sünnetine ehemmiyet vermeyenlerin veyahud tağyir etmek(Başkalaştırma. Değiştirme. Bozma. * İyiden kötüye değiştirmek)isteyenlerinin ne kadar bedbaht olduklarını divaneler de anlar” sözü sanırım beni haklı çıkarıyor.
Bediüzzaman Hazretleri Kastamonu lahikasında geçen bu bölümde: “Risalet-in-Nur(Risalet-in Nur demekle bu eserlerin Peygamberimize S.A.V.’ma dolayısıyla Allah’a c.c. dayandığını anlıyoruz) zındıkaya (dinsizliğe) karşı hakaik-ı îmaniyeyi (iman hakikatlerini)muhafazaya çalışması gibi, bid'ata (yeni harflere) karşı da huruf ve hatt-ı Kur'an'ı (Kur’an harflerini ve yazısını)muhafaza etmek bir vazifesi iken; has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-ı Kur'aniyeyi ders verdiği halde, sırrı bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-ı Kur'aniyeye ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran bazı hocaların darbede istimâl ettikleri eserleri almışlar.” HÜSREV abiyi aşikar bir biçimde gizlemiş. Ona zarar gelmesin istemiş. Hatt-ı Kur’an-ı savunanlara karşı o zamanda da bi saldırı var olduğunu buradan anlıyoruz.
Bediüzzaman Hazretleri yapılan inkılâplara ve getirilen bid’alara her zaman muhalefet etmiştir. Yazmayın dememiştir. Eğer öyle bir beyanatı olmuş olsaydı şimdiye kadar yazıya muhalefet eden kardeşlerimiz bunu çekinmeden teşhir ederler kendilerine delil olarak kullanırlardı.
Hüsrev Üstadımız “BİZ YAZIYORUZ, NE KAYBETTİK?” diye soruyor.
“Kardeşim! Bakın! Siz yazmıyorsunuz da ne kazandınız? Biz yazıyoruz, ne kaybettik? Kardeşim! Mahşer meydanında bir şehid, biiznillah yetmiş kişiye şefaat edebilir. Yazı yüz şehid sevabı kazandırıyor. Bunu niye ihmal ediyor, niye yazmıyorsunuz? Yazın kardeşim, karlı olursunuz. Bir şehid yetmiş kişiye şefaat ettigine göre, bir yazı yazan Nur Talebesi yüz şehidin sevabını kazanıyor. Yedi bin kişiye şefaat edecek bir kuvvete sahip oluyor. İnsan bunu terk eder mi kardeşim? Sonra sen evinden çıkıyor, çarşıya gidiyorsun; çarşının bir tarafından öbür tarafına gidinceye kadar bütün kebairlerle karşılaşıyorsun. Yetmiş kebair karşılıyor seni. Ama yazı bunları silecek. Yazı olmasa, şehid sevabı olmasa, bunlar neyle giderilecek? Şimdi haramlar dünyayı kaplamış kardeşim! Kurtuluş sadece sadece Kur’an yazısındadır. Cenab-ı Allah bizi affetsin kardeşim. Siz yazmadınız ne kazandınız? Biz yazdık ne kaybettik? Bunların üzerinde durun, düşünün kardeşim!”
Ey âlem-i beka için yaratılan ve fâni âleme müptelâ olan;varlığı küçük, kabahati, kusuru, hatası, isyanı, günahı, haksızlığı, suçu, günahı, kabahati büyük biçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur'ân-ı Hakîmin mukaddes dairesine girmektir ve Kur'ân'ın tebliğ edip bildiricisi olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesine ittibâdır. Gir ve tâbi ol, kurtul.
Abbas













Yazarlar