
Bu meşreb, Hâfız Ali Ağabeyde doğup Risâle-i Nûr da'vâsında çok hizmet edecek.. Bir Nûr Talebesi hayatının bir kısmında veya tamamında veya Sungur Ağabey gibi evli iken dahi mücerred olabilir. İşte o zaman ferdiyetin kudsi feleğine ancak mücerred Nûr Talebeleri çıkabilir. Risâle-i Nûr'un rahle-yi tedrisine oturmaya istihkâk kesbeden Nûr Talebeleri makâm-ı sırra vâsıl olurlar ve ferdiyetin kudsi feleğine ulaşırlar. Ferdiyete mazhâriyetin alâmeti dörttür. Bunlar: nüfûz-u ma'nevî, ihâta-yı nûrâniyet, huzûr ve şuhûddur. Bir Nûr Talebesii kalabalık cemaât toplamaya çalışmaz. Cemaât toplamak kolay, önemli olan cemaâti bir sistem üzerinde devamlı kılmak, muhâfaza etmektir. İşte bu zor-dur. Üstâd buna çalışmış. Bir Nûr Talebesi tesbihâtı tam yapar, tehir etse de terk etmez. Tesbîhâtı tam yapmayan Talebeye büyük âfâtlar musallat olur. Maazallah Nûr Talebesinden beklenme-yen haller ondan sûdûr edebilir. Çünki tesbîhât Nûr Talebelerinin metin bir kalesidir. Kardeşim tesbîhâtı terk edersen, âhirzamandaki tahribkâr ehl-i nîsânın tahrîbine ma'rûz ka-lırsın, iffetini muhâfaza edemezsin! Artık sen bilirsin. Bir Nûr Talebesinin sancak-ı ma'nevisi ihlâstır. Üstâdımız altıbin küsûr sayfalık külliyâttan sâdece ihlâs risâlesini laâkal onbeş günde okumaya mecbûr tutmuş. Fakat Risâle-i Nûr'un okunması ile de iş bitmiyor. Kudsiyyetin iyi anlaşılması lâzımdır. İhlâs-ı tâmmeye mazhâr Bir Nûr Talebesinin iç dünyası, idrâkı, lâhûti âlemlerin ve hakikatların cevelângâhı olur. (Muhlâs olunca) günâh-ı kebâir ona, artık yaklaşamaz. İhlâsın rükünleri dörttür: 1. Hakikat 2. Kudsiyet 3. Hikmet 4. Nûrâniyet. İhlâsı, nûrâniyet tenvir eder. Kudsiyet ise nüfûz eder. En fazla nüfûz edenler aktâblardır. İşte muhlâslar, ihlâsın bu dört sütûnunu cem edenlerdir. Bir Nûr Talebesi, nefs-i emmâre cihetiyle ölmüşse, ihlâsın kudsiyyetini elde eder. (Fakat) ihlâsın kudsiyyetini kin, adâvet ve iğbirâr öldürür. Bir insanda ihlâsın kudsiyyeti varsa, Cenâb-ı Hak onun lisânına nüfûzât verir. Sû-i zan muhabbetin ve uhuvvetin kezzâ-bıdır. Gıybet, fert ve cemaâtlerin külliyen katli demektir. Şefkat ile giden Nûr Talebeleri ihlâsın kudsiyetinin mümessilidirler. Hırs, tama' ve hubb-u dünya ihlâsın hakikatını söndü-rüyor. İhlâsın hikmetini de fısk, sefâhât ve şehvâni arzular söndürür. Sû-i zan, gıybet ve iftirâdan hâsıl olan fitne ve fesât ise, ihlâsın Nûrâniyetini söndürüyor. İhlâsın kisvesi; tevâzu, mahviyet, sabır, tevekkül ve şükürdür. İhlâsı kırmak, ma'nen mükerremiyet arşından sukut etmektir. Sırr-ı ihlâsta istihdâm kerâmeti vardır. Ona mazhâr olan birisini haberi olmadan, Cenâb-ı Hak konuşturur. Muhâtabı onun diliyle terbiye ediyor. İnsanı sırr-ı ehadiyete götüren yol, ihlâstır. İhlâsa mazhâriyetin semereleri: Samimiyet, hasbilik ve i'vazsızlık. Hiç kimseden maddi ve ma'nevi bir şey istememek. Hakikat-ı ihlâs muhâfaza edilse bir takım keyfiyetler kendiliğinden geliyor. İnsanın hilkatındaki asıl ma'nâ zuhûr ediyor. İnsanın meleklere karşı rüçhâniyetinin esâsı, ihlâs iledir. Cilve-i ehâdiyete, tecelli-i samediyete âyine olmanın yolu, sırr-ı ihlâstan geçiyor. Evet, cilve-i ehâdiyete, tecelli-i samediyete âyine olmak kolay bir şey, âdi bir vazife değil-dir. Sırr-ı ihlâs; kalbin gözü, ruhun nazarı ve sırrın inkişâfıdır. Hayâtın sırr-ı hakikatı ehâdiyet ve samediyete âyineliktir ki, bu sırr-ı ihlâstır. Sırr-ı ihlâs ise, insandaki mükerremiyeti terennüm ediyor. Sırr-ı ihlâsa mazhâriyet için; riyâ, hırs, tama' ve şöhret yollarını kapamak lâzım. Sadâkâtlı Sırr-ı İhlâs ve ihlâslı sırr-ı sadâkât, itmi'nân-ı nefse medâr olacak ve müstebit nefsin istibdâtını dağıtacaktır. Sûre-i ihlâstaki tecelli-i ehâdiyet ve cilve-i samediyete âyinedârlık ve ulvi gâyeye müteveccih olmak istersen, huzûzât-ı nefsâniyeyi tam sadâkâtla terk etmek lâzımdır. Şahıslar ihlâs-ı tâmmeye vâsıl olabilir. Ama sırr-ı ihlâsa ve sırr-ı sadâkâta mazhâr olamazlar. Bunlara ancak ve ancak has şâkirtlerin şahs-ı ma'nevisi sâhip olabilir. Bu Asırdaki Risâle-i Nûr'un Şahs-ı Ma'nevisi, sırr-ı verâset ve sırr-ı velâyete vâsıl olur. Melekût âleminde önce ilim verilir, sonra velâyet. Bu nokta-i nazardan hiçbir evliyâ, ma'nen ümmî değildir. Velâyet, ubûdiyettir. Risâlet ise, tebliğ ve rutbedir. Bu asır-daki velâyet, velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ da Kur'ândan müstahreç bir keyfiyettir. Kur'ândan istihrâç ise; keskin nazar, ince fikir süzgeci istiyor. Bu asırda, verâset-i nübüv-vetin içindeki ârifler, ezelden mevhibe-i İlâhiyeye mazhârdır. Risâle-i Nûrun has şâkirtleri, tâ ezel sabahında ma'rifet şarâbını içmişler, nûr-u hidâyetle tavzif edilmişler. Bir Nûr Talebesida'vâ adamıdır. Da'vâ adamı olarak ölmek, bir havâri gibi yaşa-maya bağlıdır. Helâk olanlar, önce kendi işlerinde ve vicdânlarında helâk olmuşlardır. Izdırâbsızlık en büyük eksikliğimizdir. (Rabbimiz bizi dertsiz ve derssiz bırakmasın.) Âmin. İslâm'ın i'lâ ve ibkâsı, Nûr Talebelerinin en büyük ideâli olmalıdır. Dünyevî ideâllerini, İslâm da'vâsının önüne alanlar helâk oldular. Bir Nûr Talebesi bin defa da sözleri okusa, uhuvvet, ihlâs ve sadâkât ile müceh-hez olmazsa, fayda vermez. Risâle-i Nûr kardeşliği, nesebi kardeşlikten bin defa daha tefevvuka sâhibtir. Nefis, kardeşinize karşı haklı olarak i'tirâz ettirmek isterse deyiniz: "Biz değil böyle cüz'i hukukumuzu, belki haysiyetimizi da'vâ-yı Kur'âniyedeki tesânüde fedâ etmeye karar vermişiz." Risâle-i Nûrun şahs-ı ma'nevisine meftûniyet, insanı haki-kat-ı uhuvvete çıkarır. Bir Nûr Talebesienvâr-ı Kur'âniye ile boyanmalı, başka boya aldı mı, çıkmıyor. Çünki bir su bile, herhangi bir boya ile boyansa, bir daha eski şeffâfiyetine dönemiyor. Bir Nûr Talebesi Allah'dan hayâ edecek. "Yarabbi" diyecek "Senin Ulûhiyyetine tam köle olamadım; Nübüvvetine tam esir olamadım." Çünki, îmân arttıkça mü'minde mahcûbiyet de artar. Nûr Talebelerinde, verilen ni'metlere öğretildiği gibi küllî şükür edememekten mahcûbiyet, mahzûniyet ve hayâ hâsıl olur.

'hım bizleri hakiki nur talebelerinden eylesin ihlası tam yaşamayı nasip etsin