Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı


 
http://ahmedhusrevaltinbasak.files.wordpress.com/2010/05/husrevefendi.png
 

 

http://www.nurunyolcusu.com/cocuk/nuruncocuk.png
Reklam alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı
http://www.nurunyolcusu.com/radyo.jpg Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin

Grup Elmaskalem 2011

https://lh5.googleusercontent.com/_6cVEFhbaOi8/TdDyamv24dI/AAAAAAAAAPM/p1q1yoBlyt4/grupelmaskalem.gif

Gönderen Konu: canım ustadım  (Okunma sayısı 286 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı خزائن خيالات

  • *
  • İleti: 1435
  • Karma: +11/-3
canım ustadım
« : 05 Ekim 2009, 01:19:05 »

Mevsimlerden bahardı. Said bebek, kerpiç bir


evde sabaha karşı doğmuştu. O gün, yeni bir aydınlık yayılıyordu sanki yeryüzüne.
Diğer bebekler gibi ağlamıyordu bu bebek. Annesi ve babası güzel bir isim koymayı düşünüyorlardı. Evet, bulmuşlardı o güzel ismi: Said.
Said'in babası Mirza, annesi Nuriye Hanımdı. Her ikisi de dürüst, temiz ahlaklı kişilerdi. Nuriye Hanım, Said'e hamile iken yere abdestsiz basmazdı.
Said büyüdü; meraklı, araştırıcı ve dikkatli bir çoçuk oldu. Merak ettiği konular hakkında sorular sorardı. Bilmediği şeyleri öğrenmek için can atardı.
Küçük Said, İslam büyüklerinin hayatlarını anlatan eserler okumaya başlamıştı. Bunlardan Abdulkadir-i Geylani'yi çok severdi. Sıkıldığı zaman, yardıma ihtiyaç duyduğunda "Ya Şeyh!" diye ondan yardım isterdi. Bir şeyi, mesala cevizi kaybolduğu zaman, "Ya Şeyh! Sana bir Fatiha okuyacağım, benim cevizimi buldur" derdi.
Said büyüklerin söhbetlerini, toplantılarını sever, bunlara katılırdı. Böyle toplantılardan birçok şey öğrenmişti.
O zamanlardaki okulların adı medreseydi. Said de eğitim ve öğretim görmek için Tağ köyündeki bir medreseye başlamıştı. Dokuz yaşındaydı. Ancak, bu medresedeki bir öğrenciyle kavga edince orayı bırakmıştı.
Kavga ettiği öğrenci Mehmet'ti. Küçük Said çok başarılı ve onurluydu. Mehmet te onu kıskanmış ve kavga etmişlerdi.
Said, bu olaylardan Nurs'a dönmüştü. Bu arada ağabeyi Abdullah'tan ders almaya başlamıştı. Bu dersler haftada bir gündü, onun için yeterli değildi. Her gününü okumak ve öğrenmekle geçirmek istiyordu. Bu yüzden, önce pirmis köyüne, sonra da Hizan yaylasına gitti; oralardaki medreselerde eğitim almaya başladı.
Onurlu Said, kendisine baskı yapılmasına hiç dayanamıyordu. Burada da dört öğrenci Said'e karşı birlik olup, onu ezmeye çalışmışlardı. Böyle sıkıntılı bir gününde Said, hocası Seyyid Nur Mehmet'in yayına çıktı ve ona şunları söyledi:
"Bunlara söyleyiniz. Benimle dövüştükleri zaman dördü bir olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler."
Bu davranışı, onun cesaretini ve zekasını gösteriyordu.
Aslında Said, kavgacı değildi. Fakat, Allah vergisi üstün özellikleri vardı. Bu yüzden çevresindekilerin pek çoğu onu kıskandırıyordu. Haset ve kıskançlıkla, ona zarar vermek istiyorlardı. O da kendini savunmak zorunda kalıyordu.
Said, henüz on yaşındaydı. Onun güvenli, onurlu, yetenekli hali dikkat çekmeye başlamıştı. Said'i çok seven hocası, ailesiyle de tanışmak istemiş, birkaç arkadaşıyla Nurs köyüne gelmişti.
Köye geldiklerinde ikindi vaktiydi. Güneş batmaya doğru meyletmiş, gün ortası yakıcılığını kaybetmişti. Henüz esmeye başlayan ikindi rüzgarı, kavak yapraklarını tatlı tatlı okşamaya başlamıştı. Yaprakların çıkardığı ahenkli, hışıltılı sesler, sanki rüzgarla aralarında geçen esrarlı bir sohbetin fısıltıları gibi etrafa yayılıyordu. Duymak için dikkat kesilmek gerekiyordu. Hatta bazen durup, öyle dinlemeliydi.
Bu esrarlı halle çepeçevre kuşatılan hoca ve arkadaşları öğrencileri Said'in evini bulmuşlardı.
Evde Nuriye Hanım vardı. Mirza Efendi ile görüşmek istediklerini söylediler. Saidin annesi onları Mirza Efendi çifte gitti diye cevapladı ve konukları bir yaygının üzerine buyur etti. Mirza Efendi çok geçmeden geldi. Selâm ve hoşbeş faslından sonra, misafirler, Mirza Efendinin dikkatlerini çeken bir olayın açıklamasını istediler: Mirza Efendinin inek ve öküzleri ağızları bağlı olarak gelmişti. Bunun sebebini öğrenmek istiyorlardı.
Hoca, Mirza Efendiye dönerek, "Harman zamanında bizim köyde de hayvanların ağzı bağlanır; ürünleri yemesinler diye. Şimdi harman zamanı değil. Hem de hayvanlar harmana gitmiyor. Öyleyse, niçin ağızlarını bağladınız?" diye sordu.
Mirza Efendinin cevabı dikkat çekiciydi:
"Bizim tarlamız biraz uzakça. Yol kenarında tarlalar ve ürünler var. Hayvanların ağzı bağlı olmasa, başkalarının ürünlerinden yiyebilirler. Haramdan çekindiğim için böyle yapıyorum."
Said'in hocası bu inceliğe hayran kalmıştı. Demek Said, böyle dürüst bir babanın çocuğuydu.
Sonra Said'in annesine döndü:
"Siz bu çocuğu nasıl yetiştirdiniz?" diye sordu.
Nuriye Hanım usulca cevap verdi:
"Ben hamile kalınca abdestsiz olarak yere bile basmadım. Said doğunca da, bir gün olsun, onu abdestsiz emzirmedim."
Böylece hocası, Said'in ailesini de tanımış oldu. "Said'in, diğerlerinden farklı, üstün özelliklere sahip bir çocuk olmasında, ailesinin dindarlığının ve kul hakkı konusundaki titizliğinin büyük payı olmalı," diye düşündü.
Said, daha sonraki günlerde Nurşin köyüne gelmişti. Burada, kendisi gibi eğitim için gelen başka Nurslu öğrenciler de vardı.
Bu yörede meşhur bir eğitim yuvası daha vardı: Tağ Medresesi. Abdurrahman Taği Hazretleri de buranın hocasıydı. Sık sık öğrencilerine şu öğüdü verirdi:
"Bu Nurslu öğrencilere iyi bakın. Bunlardan biri İslâm dinine büyük hizmetler yapacak. Fakat hangisi olduğunu şimdilik bilemiyorum."
Küçük Said'in bu arada bir özelliği daha ortaya çıkmıştı. O zaten, kimseye boyun eğmiyordu; şimdiyse kimseden yardım almadığı da görülüyordu.
O, uygun yaşta olmasına rağmen, hediye bile kabul etmiyordu. Ayrıca, medrese eğitimi alan öğrencilerin zekât toplaması o dönemlerde doğru ve geçerli bir adetti. Said, bu konuda, arkadaşlarıyla birlikte hareket etmezdi. Onlarla birlikte zekât toplamaya çıkmazdı. Hangi isim altında olursa olsun, herhangi bir yardımı karşılıksız kabul etmezdi.
Konuyu Paylaş:
  digg  slashdot  delicious  technorati  facebook  twitter  google  google
YA İLAHİ...!

VARLIĞINI HİSSETTİR BANA.

LÜTFUNUN IŞIĞIYLA HOŞNUTLUĞUNUN YOLUNU GÖSTER BANA...

HİTABININ NEFHASIYLA YÜCE KATINA ÇIKAR BENİ....

Çevrimdışı مجاهد

  • *
  • İleti: 704
  • Karma: +14/-0
Ynt: canım ustadım
« Yanıtla #1 : 05 Ekim 2009, 12:40:46 »
 ::razi::

Çevrimdışı جودت

  • *
  • İleti: 406
  • Karma: +5/-0
Ynt: canım ustadım
« Yanıtla #2 : 05 Ekim 2009, 17:50:33 »
 ::razi::
"Nimetleriyle sizi gıdalandırdığı için ALLAH'ı sevin.Beni de ALLAH'a olan sevginiz sebebiyle sevin.Ehl-i Beytimi de,benim onlara olan sevgim sebebiyle sevin.(HADİS-İ ŞERİF)

Seo4Smf Tagleri:
 


canım ustadım Konusuna Ait Benzer Konular

Canım sıkılıyor diyorsanız eğer... atışlara hazır olunuz :))
Canı sıkılanlar kızgın olanlar için (miş). Herkesin kafasında tasarladığı biri vardır sanırım ona göre atışlarınızı yapınız( bu ... Devamı...

Gösterim: 441 - Yanıt: 3 - Başlatan:صحراء
aziz ustadım
[mp3=200,20]http://parkingmusic.com/files/azizustadim.mp3[/mp3] aziz ustadım Devamı...

Gösterim: 753 - Yanıt: 13 - Başlatan:كنج مسلمان
Husrev'e Kırk Canım Olsa, Fedâ Olsun!
“Husrev’i tashihte ve tevzi’de ve tedbirde ve muhâberede ve Nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua eder... Devamı...

Gösterim: 389 - Yanıt: 5 - Başlatan:rehnüma
my mother (canım anam)
[mp3=200,20]http://parkingmusic.com/files/11 - mother.mp3[/mp3] Devamı...

Gösterim: 437 - Yanıt: 6 - Başlatan:كل دالى
Ben, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu için ağladım
Abdullah bin Hûzafe-radıyallâhu anh-'ın eşsiz fazîletini ve îman cesâretini sergileyen nice ibretlerle dolu bir kıssası daha var... Devamı...

Gösterim: 248 - Yanıt: 4 - Başlatan:طوبى